TUTKUN KARADENİZ

27 Mayıs 2008 Salı

Türklere göre günlerin anlamı


Dünyanın her yerinde olduğu gibi Anadolu'da da günler kendine has yöntemlerle ayrılıyor. Türk insanı yılların birikimlerinden de etkilenerek günleri özelliklerine göre böyle ayırıyor. 

Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü Türk Halk Edebiyatı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erman Artun, toplumların kültürlerini etkileyen en önemli unsurun inanç sistemleri olduğunu, bu kapsamda yöresel farklılıklar göstermesi ve değişikliklere uğramasına karşın ''Halk Takvimi'' oluşturulduğunu ve günlere özel anlamlar yüklenildiğini bildirdi.

Prof. Dr. Artun, takvimin, zamanı, yıllara, aylara ve haftalara göre ayırdığını, Anadolu'da da insanların yılların birikimlerinden de etkilenerek günleri özelliklerine göre ayırdıklarını söyledi.

''Halk Takvimi''nde, günlere iyi ya da kötü özelliklerin yüklendiğini belirten Artun, insanların yaşama biçimleri ve coğrafi yapısıyla yüklenen anlamların, yöreden yöreye, toplumun yaşayışı, inancı, sosyal yapısı, tarihi, ekonomisi ve doğal koşullarına göre yeni ögeler alarak değişip, geliştiğini ifade etti.

İnsanların bazı günleri uğurlu, bazılarını uğursuz olarak nitelediklerini anlatan Prof. Dr. Artun, ''İnsanlar, işlerini ona göre ayarlarlar. Bu inanış eski Türklerde de vardı. Bir toplumun inanışlarının oluşumunda, bağlı bulunduğu inanç sisteminin şekillendirici etkisi vardır. Eski inanışlardan olduğu gibi çeşitli diğer adet ve inanmalardan etkilenme de vardır'' dedi.


GÜNLERE YÜKLENEN ANLAMLAR  
Prof. Dr. Artun, günlerle ilgili inanışları şöylece sıraladı:

Pazartesi: Bir işe başlanacağı zaman bugün beklenir. Pazartesi çok uğurludur ve ayrıca çamaşır günüdür. Yorgan kaplanır, her iş yapılır. Soğan, biber, tütün gibi acı şeyler hiç kimseye verilmez.

Salı: Bugün bir işe başlanmaz. Başlanan iş sallanır. Çünkü bugün olumsuzluk olur, çabuk bitmez. Uğursuz gündür. Badana yapılmaz. Çamaşır yıkanmaz. Göç yapılmaz.

Çarşamba: Çarşamba günü dikiş dikilmez. Çarşamba Anası dikiş dikenlere kötülük yapar. Çamaşır yıkanmaz ve gecesi iş yapılmaz. Gece iş yapılırsa Çarşamba Kadınları gelip kötülük yapar.

Perşembe: Perşembe günü erken lamba yakanın ölüsü kalkar. Çamaşır yıkanır, badana yapılır. Perşembe günü uğurlu bir gündür, her iş yapılır.

Cuma: Cuma namazına kadar çamaşır yıkanmaz, oda kaldırılmaz. Üç cuma arka arkaya yıkanan çocuk ölür. Cuma günleri kız istemeye gidilir. Yeni dikilen bir elbise ilk kez cuma günü giyilirse onun sorgusu sorusu olmaz. Cuma günü örümcek alınmaz, badana yapılmaz. Sela ile öğle arası hiçbir iş yapılmaz. Cuma günü mübarek bir gün olduğu için ava gidilmez.

Cumartesi: Cumartesi günü elbise kesilmez. Dünyanın kurulduğu gün olduğu için çamaşır yıkanmaz.

Pazar: Pazar günü çamaşır yıkanır, gezmeye gidilir.

Gün ve ay isimleri nereden geliyor?


Cuma-Arapça-toplama, toplanma)
Cumartesi-Arapça-(ertesi - Türkçe)
Pazar-Farsça-(ba = yemek, zar = yer)
Pazartesi-Farsça-(ertesi - Türkçe)
Salı-İbrânice-(üçüncü)
Çarşamba-Farsça-(cehar şenbe = dördüncü gün)
Perşembe-Farsça-(penç şenbe = beşinci gün)

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de Şubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryanice, Kasım ayının ise Arapça. İşin daha ilginç yanı bunlardan Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.

Ocak = Türkçe (Kışın evlerde ateş yakılan yer)
Şubat = Süryanice
Mart = Latince (Maritus - mitolojik isim Mars’tan)
Nisan = Süryanice
Mayıs = Latince (Tanrıça Maria’nın ayı)
Haziran = Süryanice
Temmuz = Arapça / Süryanice
Ağustos = Latince (Roma İmparatoru Augustus’un adından)
Eylül = Süryanice
Ekim = Türkçe (Toprağı ekmekten)
Kasım = Arapça (Bölen)
Aralık = Türkçe (İki zaman dilimi arası)

GÖNLÜM

Photobucket

22 Mayıs 2008 Perşembe

TAMAHKARLIK

Ülkenin birinde sıra dışı, sadece kadınların gidebileceği bir mağaza açılır. Bu mağazada kendilerine eş olabilecek, koca olabilecek erkekler sergilenmektedir. Mağaza beş katlıdır fakat katı bir kural konmuştur. Her hangi bir kata giren bir kadın oradan alışveriş yapmak zorundadır. Bir üst kata çıkmak isterse kesinlikle alt katlara inemez.

Bu şartları bilen bir grup genç kız kendilerine eş edinmek için bu mağazaya gelirler. Birinci kata gelince, kapıdaki şu yazıyı okurlar; “Bu katta göreceğiniz erkeklerin hem işleri var hemde çocukları çok severler.” Yazıyı okuyan kızlar sevinirler. “iyiymiş ama birde yukarı bakalım” derler.  İkinci kata çıkınca girecekleri kapıda bu sefer şu yazıyı okurlar; “Bu katta göreceğiniz erkeklerin işleri var hem çocukları çok severler, hemde yakışıklıdırlar.”  Bu da hoşlarına gider ama herhalde yukarılardaki erkeklerin imkanları daha çok olmalı diye düşünürler. Üçüncü kata çıkarlar ve kapıdaki şu yazıyla karşılaşırlar, “Bu katta göreceğiniz erkeklerin işleri var hem çocukları çok severler, hemde yakışıklıdırlar. Üstelik ev işlerinde de her zaman yardım ederler.” Kızlar neredeyse sevinçten uçacak duruma gelmişlerdir.  Bu sevinçle dördüncü kata çıkarlar. Buradaki yazı daha enteresan ve iştah kabartıcıdır.  “Buradaki erkeklerin hepsinin işleri var, çocukları çok severler, hem yakışıklıdırlar, hemde ev işlerinde de her zaman yardımcı olurlar. Üstelik son derece romantiktirler.”

Her kat çıkışında erkeklerin vasıfları arttıkça çılgına dönen kızlar eldeki fırsatı kaçırmamak için beşinci ve son kata çıkarlar.  Beşinci katın kapısında son derece şok olacakları yazıyı okurlar. “Bulunduğunuz bu kat malesef boştur. Sırf bayanları memnun edebilmenin mümkün olmadığını ıspatlamak için konmuştur. Çıkış sol taraftadır, aman çok dikkatli olunuz.”

“Gözü tanede olan kuşun, ayağı tuzaktan kurtulmaz”
                                                               (Türk Atatsözü)

Alıntı
Mutluluk Yolunda Düşündüren Öyküler


         "Elimizdekilerle yetinmeyi bilmezsek, hiç birşey elde edemeyiz"
                                                                                       (A.Nuri ÖZDEN)

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Bunları biliyor musunuz?

Bilmemek ayıp değil,öğrenmemek ayıp ama bu bilgileri bilip bilmemek size ne kazandırır orası size kalmış...


 Yeni Zelanda’da yaşayan Kea adında bir cins papağan araba pencerelerinin etrafındaki kauçuk şeritleri yer!
 Kaydedilen en uzun tavuk uçuşu 13 saniyedir
 Dünyadaki beyaz karıncaların toplam ağırlığı insanlarin 10 katıdır.
 Eşeklerin gözleri dört ayaklarını da görebilecek şekildedir.
 Kedilerin her bir kulağında 32 adele vardır.
 Kutup ayıları solaktır.
 Zürafalar 35 cm. uzunlukta siyah bir dile sahiptirler.
 Hayvanlar aleminde sadece domuzlar güneşten yanabilir.
 Baykuş, mavi rengi görebilen tek kuştur.
 İnsanları parmak izinden, köpekleri ise burun izinden tanımak mümkündür.Develerin üç tane kaşı vardır.
 Kirpiler suyun üzerinde batmadan kalırlar.
 Istakozların kanı mavi renktedir.
 Eski Mısır’da kediler kutsal hayvan sayılıyordu ve öldükleri zaman insanlar saygılarını göstermek için kaşlarını kazırlardı.
 Fil yavrusu, hortumuyla annesinin kuyruğuna tutunarak dolaşır. Sürü içindeki dişiler doğumlarını birbirlerine göre ayarlayıp sırayla doğum yapıyorlar.
 Kuş örümceği sırtında 300 yavrusuyla gezer.
 Keseli farenin yavruları annelerinin sırtına ısırarak tutunur.
 Salyangozların 25 bine yakın dişi vardır.
 Yılanlar duyamaz.
 Zürafalar yüzemez.
 Kediler şeker tadını ayırt edemez.
 Timsahlar, dillerini dışarıya çıkaramazlar.
 Kangurular, geriye doğru yürüyemez.
 Kelebekler, ayakları ile tat alırlar.
 Atlar, bir ay ayakta kalabilirler.
 Fareler kusamaz.
 Deniz kobrası, dünyanın en zehirli yılanıdır.
 Filler zıplamayan tek memelilerdir.
 Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.
 2 bin 600 kurbağa cinsi vardır.
 Bir sineğin, saatteki hızı 8 km’dir.
 Yunuslar, gözleri açık uyurlar.
 Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır.
 Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.
 İnek sütünün pH değeri 6’dir.
 Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir.
 Dalmaçyalilar gut olmayan tek köpek cinsidir.
 Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.
 Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.
 Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.
 Üzerinde barkodu olan ilk ürün Wrigleys marka sakızdır.
 Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden daha fazladır.
 Hipopotamlar insandan daha hızlı koşarlar.
 Meşe ağaçları elli yasına gelmeden meşe palamudu üretemezler.
 Aslanlar bir günde 50 kez çiftleşebilirler.
 İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak bas parmağınki, en hızlı uzayan tırnak ise orta parmağınkidir.
 Hawaii alfabesinde sadece 12 harf bulunmaktadır.
 Güney Kore başkenti Seul, Kore dilinde “başkent” anlamına gelir.
 Kanada, Kızılderili dilinde “büyük köy” anlamına gelmektedir.
 İngilizcedeki Wendy ismi, Peter Pan hikayesinde kullanılmak üzere uydurulmuştur.
 Sahra Çölündeki Tidikelt kasabasına on yıl boyunca hiç yağmur yağmamıştır.
 Mumyaların ayak parmakları tek tek sarılarak mumyalanmıştır.
 Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı. 1878 yılının şubat ayında Connecticut New Haven’da yayınlanmıştı.
 Yataktan düşerek ölme olasılığı iki milyonda birdir.
 ABD’de, yasları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır. Ortalama bir erkek, hayatinin 3350 saatini traş olmak için harcar.
 Geçen 3 bin 500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.
 Sallanan sandalyede hiç durmadan sallanma rekoru 440 saattir.
 Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.
 İnsan saçı, üç kilo ağırlık kaldırabilecek esnekliktedir.
 Günümüzde, evlenenlerin yarısı boşanmaktadır.
 Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı.
 Her 25 kişiden biri astım hastasıdır.
 Uranüs, çıplak gözle görülebilen bir gezegendir.
 Kaptan Cook, Antarktika hariç bütün kıtalara ayak basan ilk insandır.
 Günışığından daha fazla yararlanmak için saat uygulamasını Benjamin Franklin başlatmıştır.
 Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer.
 Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika’dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir.
 Charles Dickens, uykusuzluk hastalığına yakalanmıştı. Sadece yüzünü kuzeye dönerse uyuyabileceğine inanıyordu.
 Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya’nın Ishigaki Adası’nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.
 Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür.
 Kış aylarında, Moskova’daki buz pateni pistleri 250 bin metrekarelik bir alanı kaplar.
 Rusya’da doğudan batıya doğru seyahat edilirse, yedi saat kuşağı geçilir.
 Norveç’in kuzeyinde, her yaz 14 hafta gece gündüz güneşli geçer.
 Sadece dişi sivrisinekler ısırır.
 Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır.
 Hindistan’daki yıllık doğum sayısı, Avustralya’nın toplam nüfusundan fazladır.
 Rusya’nın dörtte biri ormanlarla kaplıdır.
 Tarih boyunca yeryüzünde bulunan altın 200 kat daha fazlası okyanuslarda bulunmaktadır.
 Köpeklerin ter bezleri ayaklarındadır.
 Larry Hagman (JR.)Dallas dizisinin setinde hiç kimsenin sigara içmesine izin vermezdi.
 Salatalığın yüzde 96’si sudur.
 Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.
 Peru’da hiç umumi tuvalet yoktur.
 Timsahlar renk körüdür.
 Yarim kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundadırlar.
 Sadece dişi kanaryalar ötebilir.
 Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yasayabilirler.
 Havuca rengini karoten verir.
 İnciler sirkede erir.
 Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir.
 Rodin’in ünlü ‘Düşünen Adam’ heykeli aslında İtalyan şair Dante’nin portresidir.
 En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa’dır.
 Sihirli sözcük ‘abrakadabra’ ilk olarak yüksek ateşli hastaların ateşlerini düşürmek için söylenmişti.
 Marilyn Monroe’nun altı ayak parmağı vardı.
 Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı.
 Her iki taraf da kan bağışında bulunursa, Paraguay’da düello yapmak yasaldır.
 Eiffel Kulesi’nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak var.
 18 Şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağmıştı.
 ABD’de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya
hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır.
 Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür.
 Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı.
 Amerika’da her saat 40 kişi kanserden hayatini kaybediyor.
 Amerika’da satışa sunulan ilk cd, Bruce springsteen`in "Born in Theusa" albümüdür.
 Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda her tepsiden bir zeytini kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir.
 Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler.
 Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.
 Avustralya’daki tuvaletlerin sifon suları saat yönünde akar.
 Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.
 Başkan John F. Kenndy, yirmi dakikada dört gazete okuyabilirdi.
 Baykuş mavi rengi görebilen tek kustur
 Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı.
 Bir Big Mac hamburgerin ekmeğinde ortalama 178 adet susam bulunuyor.
 Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.
 Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.
 Bir Erkek Hayatının Ortalama 3350 Saatini Tıraş Olmak İçin Harcar.
 Bir hamamböceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden dokuz gün yaşayabiliyor.
 Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.
 Bir karınca kendi ağırlığının elli kati ağırlığı kaldırabilir.
 Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir kopeğinki kadar gelişmiştir.
 Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.
 Bir kromozom bir genden daha büyüktür.
 Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer.
 Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir.
 Birinin yüzünü hatırlamak için beynin sağ tarafı kullanılır.
 Buckingham sarayında 602 oda bulunuyor.
 Bugüne kadar bilinen en ağır böbrek taşı 1.36 kg
 Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya’nın İshigaki Adası’nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.
 Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika’dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir.
 Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.
 Central park`ta yüzmek yasalara aykırıdır.
 Çocuklar baharda daha fazla buyuyor.
 Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir.
 Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.
 Döllenmeden sonra çocuğun boyu 5 milyon kat buyur...
 Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır.
 Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyondur.
 Dünyadaki hayvanların yüzde sekseni altı ayaklıdır.
 Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı.1878 yılının şubat ayında Connecticut New Haven’da yayımlanmıştı.
 Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi cinliler.
 Dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Küba’dır.
 Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu, bir günde 90 cm kadar uzuyor
 Eğer Barbie gerçekten yaşasaydı vücut ölçüleri 97–72 82 cm olacaktı.
 Eiffel Kulesi’nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak vardır.
 Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir.
 En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa’dır.
 En yakin oldukları noktada, Rusya ve Amerikanın birbirlerine uzaklıkları dört km `den daha azdır.
 Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk koru oluyorlar.
 Eskimo dilinde kar yağışlarının farklarını tarif etmek için kullanılan yirmiden fazla sözcük vardır.
 Filler zıplayamayan tek memelidir.
 Gecen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.
 Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak. Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.
 Gözleri açık tutarak hapşırmak imkânsızdır.
 Gözlerimiz hiçbir zaman büyümez. Ama burnumuz ve kulaklarımızın büyümesi asla sona ermez.

19 Mayıs 2008 Pazartesi

Kadınların en belirgin özellikleri

Hiç bitmeyen diyetler, sorular, ağlamalar… Genellikle de çok alış veriş yaptıkları konusunda şikâyet edilen kadınları, erkekler bakın başka hangi özelliklerle anıyor. 

 Gerçek olmasa bile güzel olduğunu duymayı istemek

• İstedikleri bir şey de bile, en az üç kere hayır demek

• Hiç otuz yaşına girmemek

• Bir ortama girdiklerinde, diğer kadınlarla kendilerini kıyaslamak

• İsteği reddedilince, ağlamayı silah olarak kullanmak

• Ağlarken yalnız olmamak

• ‘Yok, bir şey’ derken, aslında çok şey anlatmak

• Terk edildiklerinde, sığınacak omuz aramak

• Aslında her şeyi hatırlasa da unutmayı kaçış yolu olarak görmek

• Daima rejim yapsa da bunu sadece kilo verdiğinde duyurmak

• Kilolarını, olduğundan eksik söylemek

• Bir ricada bulunacağı vakit, en tatlı gülümsemesini kullanmak

• En yakın kız arkadaşını sevgilisinden kıskandığı için sürekli onun dedikodusunu yapmak

• Konu aşk olunca, intikam almaktan hoşlanmak

• Yeteri kadar çantası ve ayakkabısı olsa bile, hep ihtiyacı olduğunu söylemek

• Alışveriş merkezlerinde, kendini kaybetmek

• Satın almayacağı bir şey için bile vitrin önlerinde vakit geçirmek

• Yol tarif ederken genellikle takı bulunan ellerini kullanmak

• Hep filmlerdeki gibi bir aşk istemek

• Kesin cevabı olmayan konular hakkında sorular sormak

• Haksız olduğu zamanlarda bile, duruma kendince nedenler bulmak

ATATÜRK’E BİR KÖYLÜNÜN CEVABI

          Türk tarihine bir göz attığınızda savaş olmayan bir zaman dilimine pek
 rastlayamazsınız. Onun içinde halk fazla zenginleşememiştir. Bir savaştan çıkılıp
 şöyle bir kendine gelmeye başladıklarında yani ayakları çarık, sırtları cepken
 gördüklerinde fazla bir zaman geçmeden bakmışlar ki başka bir cephede savaş
 var. Bu durum onların zengin olmasını topyekün önlemiş. Bu durumu
 Atatürk’ün  Mersin ziyaretinde halka yaptığı bir sohbet gözler önüne seriyor.

         Atatürk bir Mersin seyahatinde gözüne çarpan büyük ve görkemli binaları   
 göstererek sorar.

-         Şu köşk kimin?
-         Kirkor’un
-         Ya şu büyük konak?
-         Yorgo’nun
-         Ya şu?
-         Salamon’un

Atatürk sinirlenerek sorar;
-Onlar bu binaları yaparlarken sizler neredeydiniz?

   Topluluğun arka sıralarından gün görmüş bir ihtiyarın heyecanlı sesi duyulur.

-        Biz mi neredeydik? Bizler Yemen’de, Kafkaslar’da, Balkanlar’da,   Trablusgarp’ta, Tuna boylarında, Çanakkale’de, Sakarya’da düşmanla çatışıyorduk Paşam!

 Atatürk zaman zaman bu anısını anlatırken,  “Hayatımda cevap veremediğim tek 
 insan, bu aksakallı ihtiyar olmuştur” diyerek hayıflanır ve heyecanlanırdı...


  Alıntı

  Mutluluk Yolunda Düşündüren Öyküler

18 Mayıs 2008 Pazar