6 Mayıs 2009 Çarşamba

Allah'ın varlığına bu örnek yeter

PhotobucketProf. Dr. Osman ÖZSOY, iki hafta önce National Geographic'de izlediği belgeselde tanıştığı böceği bugünkü yazısına taşıdı ve 'nasipliler için her şey ortada' dedi.


İki hafta önce National Geographic’de heyecan verici bir belgesel izledim.
Bir canlının hayret edilecek yaşam mücadelesine yer verilen programı izlerken, uygun zamanda konuyu buraya da taşıma düşündüm. Hafta başında medyaya yansıyan bir konu, demek vakti şimdi imiş diye düşünmeme neden oldu.
Geçtiğimiz hafta sonu devlet parasız yatılılık ve bursluluk sınavında sosyal bilgiler alanında sorulan 21. soru tartışmalara neden oldu.
Soru şuydu:
“Evrendeki düzen, hiçbir şeyin rastlantı sonucu ortaya çıkmadığını göstermektedir. Evrendeki varlıkların kendi kendilerini var etme güçleri yoktur. “Bu bilgilerin ikisini de iyi değerlendiren kimse, aşağıdakilerden hangisine ulaşır:
A) Varlıklardaki düzen onların kendilerini var ettiklerini gösterir.
B) Evrenin varlığının bir başlangıcı yoktur.
C) Evrendeki varlıklar rastlantı sonucu ortaya çıkmıştır.
D) Evren bir yaratıcı tarafından planlı bir biçimde yaratılmıştır.
Sınavda doğru cevap şıkkı D olarak veriliyordu. Yani kâinat rastgele oluşmamış, bir Yaratıcının eseri olarak ortaya çıkmıştı.
Başta insanın maymundan geldiğine inananlar olmak üzere Yaratılış düşüncesi karşıtı çevrelerden sert tepki geldi soruya. CHP Milletvekili Turgut Dibek, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'ya konuyla ilgili 3 soru yönelterek Allah-u Teala'nın evreni yarattığının kesin olmadığını ima etmiş.
Şimdi gelelim National Geographic’de izlediğimiz yaradılış harikası canlıya...
Dünyanın en kurak alanlarından biri Güney Afrika'da bulunan Namib çölü. 60 dereceyi bulan gündüz sıcaklıklarının yanısıra esen sert rüzgarlar da yaşamı son derece zorlaştırıyor. Yağmur neredeyse hiç görülmüyor. Namib çölünde yaşayan canlılar için tek su kaynağı, ayın sadece 6 günü sabahları ortaya çıkan sis damlacıkları.
Belgeselde, herhangi bir nedenle susuz çöle düşmüş insanların başlarının çaresine nasıl bakılabileceğinin ipuçları verilirken, eğer varsa o bölgede yaşayan canlıların izinin sürülmesi isteniyor ve canlıların belli aralıklarla muhakkak bir su kaynağına gideceği bilgisine yer veriliyordu.
Çölde yaşayan bir canlı için su kaynağı bulmanın güçlüğü ortada. Ne var ki Namib çölünde yaşayan Stenocara böceği için bu durum pek de sorun oluşturmuyor. Böceğin sırtındaki özel dokular havadaki damlacıkları yakalıyor, yoğuşturuyor ve doğrudan canlının ağzına iletiyor! Kısacası, dünyada suyun en kıt olduğu yerde Allah (cc) suyu doğrudan canlının ağzına götürüyor.
Bu çölde yaşayan az sayıdaki canlı türünü inceleyen Chris Lawrence ve Andrew Parker isimli İngiliz bilim adamları, böceğin mikroskop altında incelenen sırtında suyu şaşırtıcı bir şekilde yakalayıp hayvanın ağzına ileten özel bir tasarım olduğunu tespit etmişler.
Stenocara böceğinin sırtında tepecikler bulunuyor. Ancak bu tepelerin zirveleri ve yamaçları arasındaki dokular birbirinden farklı özellikteler. Zirvelerin arasında uzanan yamaçlar ve vadiye benzeyen kanallar balmumu benzeri bir malzemeyle kaplılar. Bu malzemenin özelliği suyu iterek etkili bir şekilde iletmesi. Buna karşın zirvelerde bu malzemeden bulunmuyor. Bu yüzden zirveler suyu iten değil çeken bir özelliğe kavuşuyor. Havadaki su damlacıkları, camla temas eden su buharı gibi zirvelere yapışıp yoğuşuyorlar.
Yapışan su miktarının artmasıyla birlikte ağırlığı da artan su damlacığı yamaçlara doğru kaymaya başlıyor. Yamaçlara geldiği anda bu defa suyu iten özellikte dokuyla karşılaşan su damlacığı bir teflon tavadaki su damlacığı gibi davranıyor ve kolayca kayıveriyor. Böceğin ağzına doğru ve birbirlerine paralel uzanan kanallar suyu etkili bir şekilde taşıyarak böceğin ağzına iletiyorlar. Bu kanallarda suyun akabilmesi, kanal yüzeyindeki gözle görülmeyecek kadar küçük tümseklere dayanıyor. Milimetrenin sadece 100.000 de biri çapında olan bu tümsekler engebeli bir arazi oluşturuyor. Yüzeyin kabartılı olması, su damlasının hareketini hızlandırıyor. Yüzeyle temas alanı azalan su damlacığı daha az bir sürtünme kuvvetine sahip oluyor ve hiçbir kayba uğramadan böceğin ağzına akıyor. Bu durumda böceğe ağzını açıp beklemekten başka birşey kalmıyor!
Nature isimli bilim dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, böceğin sırtında adeta bir mimari plan bulunuyor. Bilim adamları su damlasını etkileyen faktörler arasında matematiksel bir denklem bulunduğunu ortaya çıkardılar. Buna göre rüzgarın hızı, su damlacığının ideal büyüklüğü ve tepenin eğimindeki açı arasında özel bir denge kurulu. Yani tepelerin açısı biraz daha farklı olsa veya balmumuyla kaplı yüzey biraz daha dar olsa su böceğin ağzına akamadan buharlaşacaktı. Elbette böyle bir durumda böcek bu su toplama sisteminden mahrum kalacaktı.
Bu böcekteki kompeks tasarımın özel olarak yaratıldığı apaçık ortada. Hiçbir böcek çölde yürürken sırtında özel tepecikler çıkaramaz, bunları özel malzemelerle kaplayamaz, tepe eğiminin uygun matematiksel açısını belirleyemez. Bir bilim adamının tasarladığından iki kat daha etkili bir su toplama ünitesi tasarlayamaz. Yüce Allah yaşadığı sıcak ortamda böceğe böyle etkili bir su toplama sistemi bahşetmiştir. Bilimin doğadaki tasarımı taklit etmeye başlaması O'nun yaratışının kusursuzluğunu göstermektedir.
Bu sistem şimdi dünyanın kurak bölgelerinde yaşayan insanlara su sağlama projelerine ilham kaynağı oluyor.
Bahar geldi... Doğa tüm güzelliği ile yeniden canlandı. Allahü Teala’nın varlığını iliklerimize kadar hissetmek için öyle çok uzaklara gitmeye gerek. Şu satırları okumanıza vesile olan gözünüz de, O’nun varlığını içinizde doyumsamanızı sağlayan gönlünüz de O’nun varlığına işarettir.
Allah’ın en sevmediği şey farkındasızlıktır. Etrafınızı temaşa edin ve görün...
Herşey o kadar ortadaki...
Tabi ki nasiplilere...

5 Mayıs 2009 Salı

Çikolota ile çalışan otomobil

 Direksiyonu geri dönüştürülmüş havuçtan mamul, atık çikolata ve şarapla çalışan ve saatte 200km yapabilen yarış otomobili piste çıkıyor.

Bilim adamları, çikolata atıklarından üretilen yakıtla çalışan yarış otomobili geliştirdi.
Independent gazetesinin haberine göre dünyanın en hızlı biyoyakıtla çalışan aracı olması beklenen otomobil, çikolata fabrikalarının atıkları ve nebati yağdan elde edilen yakıtla çalışıyor.
Otomobilin direksiyonu havuç ve diğer kök sebzelerin liflerinden, koltukları da keten lifi ile soya fasulyesi yağı köpüğünden yapıldı. Otomobilin kaportası da yine bitki liflerinden üretildi.
Warwick Üniversitesi bilim adamları, bu otomobilin biyoyakıtla çalışanlar içinde en hızlısı olmasının, hızının saatte 145 kilometreye ulaşmasının ümit edildiğini belirtti.
Warwick proje müdürü James Meredith, geliştirdikleri otomobilin, hem hızlı hem verimli hem de çevreye dost bir modelin mümkün olduğunu gösterdiğini söyledi.





 
















4 Mayıs 2009 Pazartesi

Hayatımızdan çalan elektronik tehlikeler


Cep telefonu, saç kurutma makinesi, elektrikli tıraş makinesi, kablosuz modem ya da TV... Her gün kullandığımız elektrikli aletlerin sağlığımıza olumsuz etkileri hakkında bir fikriniz var mı?

Evde ve işyerinde kullandığımız elektrikli aletler yaşamımızı kolaylaştırsa da yaydıkları elektromanyetik dalgalarla sağlığımızdan bir şeyler götürüyor olabilir..... 

Her gün kullandığımız elektrikli aletlerin sağlığımıza olumsuz etkileri hakkında bir fikriniz var mı? Dünyada pek çok bilim insanı bu konuda ikiye bölünmüş durumda. Kimileri, "Bu aletlerin ve cep telefonunun sağlık üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi yok," derken, bazı bilimciler tehlike çanlarının çaldığına işaret ediyor. Yıllardır elektromanyetik dalgaların sağlık üzerindeki etkisini araştıran bilim insanları Dr. Howard Fisher ve Dr. Colombe Gauvin, elektromanyetik dalgaların insan sağlığını tehdit ettiğini savunanlardan. 

1- Bu konuda en çok bilinçlendirmesi gerekenler hamile kadınlar ve çocuklar. Elektromanyetik dalgaların insan sağlığına etkileri ve korunma yollarıyla ilgili eğitilmeleri şart.

2- Bilgisayar kullanırken, hem x-ışınlarından hem de elektromanyetik radyasyondan korunmak için ekrandan en az bir kol boyu uzaklıkta çalışmak gerekiyor. 

3- İki yıl kadar sonra binalarda en azından birkaç dakika kalıp, arınabileceğiniz elektromanyetik radyasyon barındırmayan odalar yapılmaya başlanacak. 

4- Manyetik alanların duvarlardan (metal dahil) geçebileceği de göz önüne alınarak, yatak odalarınız veya uzun süre oturduğunuz yerlerin yakınında çok akım çeken aletleri bulundurmayın. 

5- Elektrikli tıraş makinesi veya saç kurutma makinesi gibi aletlerin, çok kısa süreli kullanılmalarına karşın, yaydıkları elektromanyetik radyasyon yüksek oluyor. Elektrikli tıraş makinesini mümkünse şarjlı kullanın. Saç kurutma makinesini uzun süreli kullanmak yerine aralıklarla kullanın. Uyku düzeninizin bozulmaması için saç kurutma makinesini yatmadan önce kullanmayın. 

6- Yatağın başucuna koyulan elektrikli saatler ve elektrikli battaniyeler çok yüksek ve uzun süre maruz kalınan elektromanyetik alanlar oluşturur. Yatağınızı mümkün olduğu kadar elektromanyetik alanlardan uzağa koymalısınız. Elektrikle çalışan radyolu çalar saatleri başınızdan mümkün olduğunca uzak tutmalı ve mümkünse pille çalışanları tercih etmelisiniz. Elektrikli battaniye kullanıyorsanız, yatağa girmeden önce elektriğini kapatmalısınız. 

7- Dinlendirici bir uyku için yatak odasında televizyon ile bilgisayar bulundurmayın.Eğer varsa yatarken bu cihazları tamamen kapatın. 

8- Yatağınızın başucunu komşunuzla paylaştığınız duvara yaslamamaya çalışın. Komşunuz duvar arkasında bir elektronik alet kullanıyor olabilir. 

9- Açma-kapama düğmelerinden tam olarak kapatılan aletler elektromanyetik alan yaymaz, ancak fişleri takılı olduğu sürece elektrik alanı oluşturmaya devam edebilir. Bu sebeple mutlaka elektrikli cihazlarınızı ya açma kapama düğmesinden kapatın ya da fişini çekin. 

10- Geleneksel ampullerin alanları düşüktür ancak floresan gibi lambalar için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Floresan lambalar, en çok elektromanyetik radyasyon yayan aletler listesinde ön sıralarda yer alıyor. Aydınlanma şeklinizi bir de bu açıdan gözden geçirin. Halojen, floresan gibi ekonomik lambaları, okurken kullanmamaya çalışın. 

11- Telefon ile konuşurken başparmağınızı cep telefonu ile kulağınızın arasına koyarak, telefonunuzun kulağınıza yapışmasına engel olmalısınız. 

12- Eğer telefonunuz çekmiyor ya da düşük anten seviyesinde gösteriyorsa, arama yapmakta ısrar etmeyin. Eğer ısrar ederseniz, telefonunuz şebekeyi aramak için çok daha güçlü bir elektromanyetik alan yayacak, vücudunuz her aramada elektrik yüklemesine maruz kalacaktır.


Kâbe ölçülerine göre yapılan tek cami


Fatih-Çarşamba'daki meşhur İsmail Aağa Camii'nin Kabe ölçülerine göre yapılmış tek cami olduğunu biliyor muydunuz?

İsmail Ağa Camii, mimarisinden çok sosyal konumu nedeniyle büyük ilgi gören ve önemli bir cami…

Kabe'nin duvarlarının ölçüsü 11.68, 12.04, 10.18, 9.90 metre. İsmail Ağa Camii'nin duvarları da Kabe duvarları gibi birbirinden farklı ölçülere sahip.

Mimarisindeki sadelik ve tevazu nedeniyle dış görünüş olarak turistik bir değer atfedilmeyen İsmail Ağa Camii'nin aslında dünyadaki Kabe ölçülerine göre yapılmış tek cami olduğunu biliyor muydunuz?

1723 yılında Osmanlı'nın 56. Şeyhülislamı Ebuishak İsmail Efendi'nin yaptırdığı caminin ölçüleri, en, boy ve yükseklik olarak Kâbe'nin ebatları ile birebir örtüşüyor.

Tüm duvarları tıpkı kabe gibi farklı ölçülere sahip. Yani 9m ile 11 metre. Kagir ve kubbeli cami, Lale Devri Osmanlı mimarisinin barok üsluba geçiş örneklerinden. Ana kubbenin iki yanında üçer küçük kubbe daha var. En, boy ve yükseklik bakımından Kábe'yle aynı ölçülerde.


Caminin içinde sekiz mermer sütunun üzerinde kadınlar mahfili cemaat bölümünün üstünde, beş küçük kubbe yer alıyor. Kabe'nin çevresindeki revakları hatırlatıyor. ..

Bu bölümün sağında ve solunda duvara oyulmuş iki mermer mihrap bulunuyor. İsmailağa Camii, 1894'teki büyük İstanbul depreminde harap oldu, minaresi yıkıldı. Bakırcı ve kalaycılara mesken oldu. 1952'de Vakıflar'ın gözetiminde halkın yardımlarıyla aslına sadık kalınarak onarıldı ve yeniden ibadete açıldı.